Irak’ta derinleşen hatlar

 

Mustafa Özcan

Irak’ta ABD ile İran arasında çatlak veya çatlayan hatlar giderek derinleşiyor.  İki taraf da Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle birlikte oluşan berzahı ve eşiği aşamıyor.  Tamir aşaması patinajı geçemiyor. Bununla birlikte siyasi olarak birlikte yaşamanın formülünü keşfedebilirlerse, arıyorlar. Bu formüle batılılar genellikle ‘modus vivendi’ yani yaşam biçimli adını veriyorlar.   Modus vivendi elbette birlikte yaşamayı anlatan bir deyim ama bunun içini nasıl dolduracaklar?  ABD Irak için Kasım Süleymani olayından sonra yeni bir siyaset belirlemeye çalışıyor. Mart ayından itibaren asker çekmeye veya kaydırmaya başladılar. Bununla birlikte askeri birliklerini üç bölgede yoğunlaştıracaklar.  Bağdat’ın kuzeyindeki Taci Karargahı ile birlikte Sünni üçgeni olarak tabir edilen bölgenin merkezi sayılan Anbar’da Aynu’l Esed askeri üssünü muhafaza edecekler. Bir de Kürdistan bölgesinde Erbil’de askeri üstlerini koruyacaklar.  Bunların işletilmesi konusunda ise Haziran ayından itibaren Iraklı yetkililerle temaslarda bulunacaklar ve buna göre Amerikan varlığının Irak’taki geleceği yeniden şekillenmiş ve taayyün etmiş olacak.  Kısaca, ABD Irak’tan çekilmiyor sadece asker çekiyor. Buna göz boyama da diyebilirsiniz.

Bundan böyle İran’ın bu ülkedeki nüfuzuyla nasıl mücadele edecekler?  İran’ın nüfuzunu tanıyormuş gibi davranacaklar ama Iraklı politikacıları öne çıkararak İran’ın bu ülkedeki nüfuzunu kıracaklar ya da başarabilirlerse altını oyacaklar. Altını oymak eski dışişleri bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in 1971’de söylediği bir ifade. O vakit CIA’nin Adalet Partisi olarak altlarını oyduğunu söylemiştir. Bu politikayı yürürlüğe koymak için Irak’ta nüfuzlu adamları veya vekillere ihtiyaçları olacak. Bununla birlikte ABD’nin Irak’taki vekillerini geçmişte İran’a sattığı hatırlanacak olursa ABD’nin eski adamları yeni işbirliğinde pek istekli davranmayacaklardır.  Zira güven sorunu ortada duruyor.  Bununla birlikte İran, Irak halkının üzerine karabasan gibi çöktüğünden cepheler yer değiştirebilir.  ABD yönetimi Irak’ta İran’la doğrudan çekişme içine girmek istemiyor.  Bunun pek de kazanılması kolay olmayan bir mücadele tarzı olduğunu düşünüyor. Bununla birlikte Iraklıların rahatsızlığını kullanarak mevzii kazanmaya ve İran’ı sarsmaya çalışıyor.  Irak üzerinde İran ile ABD çekişmesinden genellikle Tahran kazançlı çıkmıştır.  Çünkü hem coğrafi hem de sosyolojik ve dini etkileşim İran’ın lehine.  İran’ın Irak ile 1400 km’lik bir sınırı söz konusu. Bununla birlikte Iraklıların İran’dan bıkkınlığı yatırım yapılabilecek bir rezervdir.   Dolayısıyla ABD şimdi Irak’ta daha kurnaz bir politika izliyor.  İran’ı kollayarak İran’ı geriletmeyi tasarlıyor.

Kısaca, ABD’nin Irak’taki yeni politikası birbirine dokunmama politikası.  Kuyrukları birbirine değmeyecek. İşbirliği ortamından modus vivendi moduna geçiyorlar.  Buna genellikle no man’s land/tarafsız bölge politikası diyorlar. Kısaca Irak geçiş ülkesi olacak ve tampon bir görev üstlenecek. Lakin çekişme mücavir alana kaydırılacak. Çekişme alanı olarak Irak ABD için pek avantajlı değil. Bu ülkede Şii nüfuzu Amerikan nüfuzundan daha ağır ve etkin. Bununla birlikte mücavir alanda yani Körfez ülkelerinde İran’ın nüfuzu veya siyasi varlığı daha köksüz ve sökülmesi daha kolay.   Şantaj için ABD şimdiye kadar Körfez ülkelerini İran’a yem etti.  Politikasını değiştirirse İran’ın elini bükebilir. Bu politikanın potansiyel alanı Körfez ülkeleri ve Suriye.  Son sıralarda ABD, PYD yerine Suriye’nin kuzeyinde aşiret ordusu kuruyor. Bunun temel görevlerinden birisi İran nüfuzunu dengelemek. Irak’ın kuzeyinde bu görev Kürtlere tevdi edildi ise Suriye’nin kuzeyinde ise Türkiye’nin vetosu dikkate alınarak aşiretlerden müteşekkil bir orduya verilecek.  PYD devre dışı bırakılacak. Bunun temel görevi petrol havzalarına vaziyet etmek, göz kulak olmak ve İran nüfuzuna geçiş vermemek olacaktır. Rusya da bulunduğu bölgelerde Esat’a güvenmediği ve onun bağlılığını İran’a kaydırmasından dolayı ABD gibi mahalli aşiret güçlerinden devşirme bir ordu kurmak istiyor. Kısaca bölgede yeni eğilimler var ve korona vakasının geçmesiyle bu eğilimler daha belirgin hale gelecektir.   İran ile Rusya arasında makasın açılmasıyla Esat’ın gitmesi konusunda Türkiye ile Rusya ve ABD arasında bir mutabakat alanı doğabilir. Böylece bölgede normalleşmenin önündeki en büyük engel olan Esat meselesi aşılmış olacaktır.  Bu İran ile Rusya arasında  ideolojik ve pragmatizme dayalı çatallaşmanın sonunu getirebilir.

ABD ile İran arasında Irak’a dair çekişme bu ülke içinde de saflaşma ve ayrışmaya neden oluyor. Sözgelimi Haşd-i Şabi içinde yer alan Sistani’ye bağlı milis güçleri ortak çatı altından ayrılıyor. Abbas ve İmam- Ali bölükleri ile Ali Ekber ile Merciiyye Yandaşları Tugayları Haşd-i Şabi çatısı altından çekilme ve Irak ordusuna katılma kararı aldı.  Bu ayrışma askeri saflaşmada İran’ın Irak’ta elinin zayıflaması anlamına geliyor.  İstifasını vermiş olan lakin hala işgüder vaziyette hükümeti yöneten Adil Abdulmehdi Sistani’ye bağlı bu silahlı grupların Haşd-i Şabi çatısı altından ayrılarak Irak Silahlı Kuvvetler Genel Komutası altına girmesine onay vermiştir. Bu güç dengesini bozacak nitelikte önemli bir adımdır.  2014 yılında IŞİD’e karşı İran şemsiyesi altında oluşan denklemin bozulduğunun da kanıtıdır.  ABD ister alttan isterse üstten alsın Irak’taki dengeler İran aleyhinde bozuluyor. Bunun saklısı gizlisi kalmamıştır.    Sistani bu yeni politikanın neresindedir? Belli ki Paul Bremer gibi Amerikalılar Sistani’nin tarlasını önceden sürmüşler!

ABD ile İran Irak’ta kaypak bir politika izliyor.  Iraklılar da kaypakların rövanşını seyrediyor.  İran Maniheist kaypaklığını ABD de Sam Amca kaypaklığını temsil ediyor.  Aralarında iyisi olmasa da yine de biz- iyi olan kazansın- diyelim!

 

 

HEYET Net’e Özel Makale.

Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi Bağlamaz.

 

216 total views, 2 views today