Kayıp imamdan görünmez imama!

Mustafa Özcan

 

Şia tarihi gizi, kayıp ve görünmez imamlar tarihidir.  İsmaili mezhebi gizli ve görünmeyen imam doktrini  üzerine müesses ve kuruludur.  Görünür imama değil görünmeyen imama çağırırlar.  Esasında 12 İmam Şiiliği de bilahare on ikinci imamın kayıp olduğu ve görünmez olduğu tezine dayanmıştır. On ikinci imamın kaybolmasıyla birlikte aslında ruhen on iki imamcı kitle de İsmaili kitlenin veya doktrinin yoluna sapmış ve peşine takılmıştır.  Görünür imamet anlayışından görünmez imamet anlayışına ve dönemine geçmiştir. On ikinci imamın Samarra’da dehlizde kaybolduğunu söyleyerek esasında İsmaili mezhebine benzer bir anlayışa sürüklenmişlerdir. Hem kıyamete kadar yeryüzünün imamsız kalmayacağını ve Allah’ın bunu temin etmekle yükümlü olduğunu söylerler hem de fiiliyatta görünmeyen veya kayıp bir imama bağlanırlar!   Bu ikisi arasında da hurafeler yükselir. İlk dönemlerde Mehdi naipleriyle boşluğu doldursalar da naiplerin/ nüvvap döneminin de kapanmasıyla, bitmesiyle artık mızrak çuvala sığmaz hale gelmiştir. Kayıp imamla bağlantı kesilmiştir sadece kitaplarda ona mal edilenler ile yetinilmesi gerekmektedir.   Huccetiye gibi akımlar ise zahiri değil batini boyutta Mehdi ile teması sürdürürler.  Bu ise zahiri Şii doktriniyle fazla bağdaşmaz.  Bu nedenle de Şiilik tarihi isyanlar tarihi olduğu kadar Mehdi iddiasıyla ortaya çıkanların ve huruç edenlerin de tarihçesidir.  Yani isyanın bir kriteri yoktur yeri geldiğinde herkese isyan bayrağı çekmiştir. Bir nevi batini hariciliktir.

Ne ilginçtir günümüzde de Şia görünmez imamlar silsilesiyle tanışmıştır.  Bunlardan birisi de mecazen ‘kayıp imam’ olarak anılan Lübnan asıllı bir ailenin çocuğu olarak İran’da doğan Musa Sadr’dır. Lübnan asıllı bir ailenin ferdi olarak İran’da Kum şehrinde dünyaya geldi ve Lübnan’da Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin etki veya nüfuz casuslarından birisi oldu. 1878 yılında gittiği Libya’da kayıplara karıştı ve bu nedenle de bilahare ‘kayıp imam’ lakabıyla ünlenmiştir. Yaşaması halinde Humeyni ile ilişkilerinin nasıl şekilleneceği merak konusu olmuştur.  Şiilik tarihinde benzer esrarengiz olaylar bir hayli fazladır. Kaddafi el Hakim Biemrillah’a benzetilirken Musa Sadr da onun eliyle kayıplara karışmıştır.  Böylece Ali Şeriati’nin genç yaşta Londra’da esrarengiz bir biçimde ölmesi gibi Musa Sadr’ın da Libya-Malta hattında, gergefinde kaybolması Humeyni’nin işini ve yükselişini kolaylaştırmıştır. Muhalif olabilecek etkili isimler böylece sahneden silinmiş ve aradan çekilmiştir.

Konumuz Irak’lı  Ayetullah Seyyid Ali Sistani’dir. Merci-i taklit olarak anılmakta olup Necef havzasının yüksek dini merciidir.

 

Kum-Necef çekişmesi

Tarihi olarak Kum ile Necef rakip iki Şii havza ve şehirdir. Kum ile Necef şehir mercileri sayılırlar. Bazen barışık bazen de kavgalı ve çekişmeli yaşarlar.  Tarihi süreçte kesintili olsa da Irak İran’ın nüfuz alanında kaldığından Iraklı yöneticiler tam olarak Necef üzerinde hakimiyet kuramamışlardır.  Siyasi hakimiyet kursalar da manevi hakimiyet kuramamışlardır. Büveyhiler’den itibaren Şii din adamlarının otoritesi yükselmiş ve güçlenmiştir.   Zaman zaman Irak merkezli baskın siyasi otoriteler ortaya çıksalar da tam olarak Şii şehirler ve merciler üzerine hakimiyet kurmakta zorlanmışlardır. Bunlardan birisi olan Saddam Hüseyin Acem merciiyeti yerine Arap merciiyetini ikame etmek, hakim kılmak istese de bu proje yarım kalmıştır. Lakin Saddam’ın yapamadığını sosyal çalkantılar kolaylaştırabilir.  Bunun nedeni İran’daki dini anlayışın hem içeri de hem de Şii  kitleler nezdinde çökmesi ve itibarını yitirmesidir.  İran nüfuzu dini alanda olduğu gibi siyasi ve sosyal alanda da dumura uğruyor ve büyük kırılmalar yaşıyor.  Irak ile Lübnan’da Ekim Devrimi süreçleri özellikle de sosyal zeminde Şii kitleler arasında çatlaklara neden olmuş ve İran ve yandaşlarının büyük zemin kaybettiği anlaşılmıştır.  Geçmişte tabu olan hususlar yıkılmış ve en büyük musibetin sekterizm ve mezhebe dayalı dayatmalar olduğu gün yüzüne çıkmıştır.

Sistani de 2003 yılında ve akabinde diğer Şii kesimler gibi sadakatini ABD ile İran arasında bölmüş, yele salmış ve rüzgar ne yönden eserse o yöne meyletmişlerdir. Sistani,  Amerikalı yetkililerle görüşmediği intibaını verse de kapalı kapılar ardında pazarlıklar yürütülmüş ve Paul Bremer’den 250 milyon dolar aldığı kayıtlara geçmiştir. Bu meblağ ile Necef merciiyetinin güçlendirilmesi hedeflenmiştir. Esasen bunun nedeni Kum ile Necef arasında bir çekişmeyi körüklemek ve  ‘bağımsız Necef’ üzerinde Amerikan etkisi tesis etmektir.  Sistani de bir o yana bir bu yana meyletmiştir.

Özellikle de Sünniler karşısında iki dönemde olumsuz rol oynamıştır. Bunlardan ilki, 2006 yılında Samarra’da  Merkadeyn saldırısı sonrasında  kışkırtılmış Şii kitlelere arka çıkması ve kardeş kavgasını körüklemesi ve buna yakıt olmasıdır.  Samarra ve ardından Irak genelinde Sünnilere karşı girişilen kıyımları bir  çeşit 6-7 Eylül 1955 tarihinde İstanbul’da yaşanan olaylara benzetebiliriz. Lakin bu benzetme bile Irak’ta yaşanan olayların vahameti karşısında anlamsız kalır.

Sistani’nin ikinci olumsuz tavrı ise 2014’te Musul’da ortaya çıkan IŞİD sergerdeleri üzerine Haşd-i Şabi’nin kurulmasına ön-ayak olmasıdır.

Bugünkü konjonktürde Sistani, İran ile Amerikan nüfuz çekişmesinin merkezinde yer almaktadır.  90 yaşını bulan Sistani geçenlerde bir kemik ameliyatı geçirmiş ve ölümü halinde yerini kimin dolduracağı kulisleri harekete geçirmiştir. Zira nüfuz kapmaca oyununda İran geri durmayacak ve atak yapacaktır. Bununla birlikte bölgede ve dünyada gerileyen yeri, imajı ve menfur sureti nedeniyle bu atak Iraklı kitleler tarafından tepkiyle karşılanacaktır. Günümüzde ateizmin yükselmekte olduğu coğrafyaların başında İran ile Irak gelmektedir. İkisi de doğru veya yanlış Şiilikle anılan bölgeler arasında yer almaktadır. Bu olsa olsa bu ülkelerde dini uygulamalara ve sekterizme karşı bir infialin neticesidir.   Şiilik dünyasında bir taraftan veliyyi fakih merkezli Şiilik gerilerken diğer taraftan da genel dindarlık zemin kaybetmektedir.

Irak’ta dini anlamda nüfuz hatları belirginleşmeye başlamıştır.  Ramazan bayramının tayini noktasında Sistani İran’dan ayrılmış ve bayramın ilk gününü pazar yerine pazartesi günü ilan etmiştir. Mukteda Sadr ise İran paralelinde kalarak bayramın ilk günü olarak pazarı tayin etmiştir.   Mukteda Sadr’ın bu yöndeki fetvası İran ile karşılıklı siyasi ve dini flörtün bir sonucudur. Ali Sistani’den sonra boşalan yerine yeni bir mercinin atanması hengamesinde İran’ın Mukteda Sadr’ı yeni ismi belirleyecek kişiler veya liste arasına katmayı planladığı varsayılıyor. Bu da yeni Merciin Sadr ailesine yakın olacağı anlamına geliyor.

2003 yılından itibaren Sadr ile Ali Sistani arasında bir gerilim ve çekişme gözleniyor.  Mukteda Sadr’ın oynak karakterine karşı Ali Sistani ketum kimliğiyle öne çıkıyor.  Mukteda Sadr ketum kişiliğinden dolayı Ali Sistani’nin merciiyyetine ‘suskun merciiyet’  adını vermiştir. Yani varlığı ile yokluğu bir.  Kimileri de bu suskunluğun görünmezliğe kadar varmasından dolayı Ali Sistani için ‘görünmez/gizli imam’ tabirini kullanıyor.  Elbette yakın dairesi kendisine ulaşabiliyor ama kitleler kendisine ancak vasıtalar aracılığıyla ulaşıyor. Pek kamunun önüne çıkmayı sevmiyor. Genellikle aracıları; hacip ve naipleri aracılığıyla konuşuyor.

İran Ali Sistani sonrasında merciiyeti kendisine göre düzenlemek isterken Sistani’nin oğlu  Muhammed Rıza da  bu  konuda rol almaya namzet isimler arasında sayılıyor.  İlerlemiş yaşından dolayı ziyaretçileriyle babası arasındaki teması oğlu Muhammed Rıza sağlıyor. Bundan dolayı kendisine ‘hacip/perdedar’ denildiği gibi mecazen naip de denilmektedir. Naip genel olarak ilk veya kısa (küçük)  kaybolma devresinde Mehdi ile temas edebilen birkaç kişiye verilen sıfattır. Daha sonraki büyük gaybubet devresinde vekiller veya naipler de ortadan kalkmıştır.

Tarihi benzetmeden hareketle Ali Sistani’nin görünürlüğü oğlu tarafından temin ediliyor.  Sistani’nin ölmesi halinde yerine atanabilecek isimler arasında Muhammed İshak Feyyaz, Beşir Necefi, Muhammed Said el Hakim gibi isimler telaffuz ediliyor.

Gizli ile kayıp arasında imamlar konusunda Şii veya batini geleneği halen devam etmektedir.  Gizlilik, örtülmesi gereken sırların icabıdır.

 

 

HEYET Net’e Özel Makale.

Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi Bağlamaz.

371 total views, 1 views today