Hizb-i İran’dan kurtulma vakti

Mustafa Özcan

 

Korona günlerinin solmasından sonra siyasi gündem birden hareketlendi ve hararetlendi ve eski günlere avdet etti. Hatta eski günlerini bile geride bıraktı. Sözgelimi, Lübnan ve Irak’ı çalkalayan Ekim Devrimi artçılarıyla birlikte kaldığı yerden devam ediyor.  Buna bir de Suriye cephesi eklendi. Suriye’de özellikle de Dürzilerin yaşadığı Suveyda bölgesi halkı kazan kaldırdı ve Esat’in gitmesi için sistematik gösterilere yöneldiler.  Hepsinin talebi ortak.  İran’ın pençeleri hükmünde olan milislerinden kurtulmak. Hür olmak.  Suveyda göstericileri de diğer birleşik cephe göstericileri gibi sadece Esat’ın gitmesini yeterli görmüyorlar İran’ın da ellerini ve milislerini ülkelerinden çekmelerini istiyorlar.  Bu ülkelerdeki İranlı ve İran yanlısı milisler aynı zamanda paralel ve görünmez devleti de temsil ediyorlar.  İran’dan Akdeniz’e kadar ulaşan hattaki halklar ve kitleler İran’ın baskın rolünü reddediyorlar ve ona karşı direnmenin yollarından birisi olan gösterilere başvuruyorlar.  Bu hatta ortak bir süreç hüküm sürmektedir.  Eskiden Suriye rejimi Lübnan ile kaderlerinin ortak olduğunu anlatmak için ’misareyn misar vahid’ yani Lübnan ile Suriye’nin aynı kaderi paylaştığını ve süreçlerinin ayrılmaz bir bütün olduğunu söylüyorlardı.  Şimdi Tahran’dan Akdeniz’e kadar uzanan güney kuşağındaki ülkelerin aynı süreci ve kaderi paylaştıklarını görebiliyoruz.  İran ve pençelerinden ilaveten yerel bendelerinden kurtulmak.

Ekim Devrimiyle (2019) birlikte Irak ile Lübnan’daki kitleler sokağa dökülmüş ve somut taleplerini dile getirmişlerdi. Ekim Devrimi, korona virüsüyle birlikte yaşadığı kısa bir duraksamadan sonra 2020’ye devretmiştir.  Somut taleplerin en birincisi milislerin terhis edilmesidir. Silahın sadece devletin elinde olması ve ordunun, siyasetin de da sekterizm illetinden kurtarılmasıdır. Bu kuşakta bütün kurumlar sekterizmin rehinesi durumundadırlar.  Artık sekter yapılar bile sekterizmden bıkmış, usanmıştır. Yani Şiiler kendileri adına yürütülen veliyyi fakihin yayılma politikasına cephe alıyorlar.  Çünkü süreç kendi aleyhlerine işlemektedir.

Buna mukabil bu kitle gösterilerine, direnişlerine karşı bu ülkedeki hakim güçler nifak siperine yatıyorlar ve hala kendilerine direnişçi payesi veriyorlar halkı da hain yerine koyuyorlar. Lübnanlı siyasi bir analizcinin de dediği gibi bir taraftan batılı ülkelere yaranmak ve şirin görünmek için “Sünni” cihatçılarla boğuştuklarını söylüyorlar. Kendi içlerinde veya tabanlarına gelince de cihat ettiklerini söylüyorlar.  Geçmişte çifte standart için deyim olan ifadedeki gibi: Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!  Lübnan’da İsrail’e karşı oldukları intibaını yayıyorlar Irak’ta ise aksine halka karşı ABD ile birlikte ortaklıklarına devam ediyorlar.

Sefaret göstericileri mi yoksa milisleri mi?

Göstericileri itibarsızlaştırmak için onlara ‘seferat göstericileri’ adını veriyorlar veya öyle hitap ediyorlar. Yani Amerikan veya Fransız elçiliğinden işaret ve talimat aldıklarını söylemek istiyorlar. Halbuki, ortakları olan Michael Aoun,  Mithat Paşa’nın başaramadığını başarmış, yapamadığını yapmıştır.   Suriye ile çekişmesinin zirvesinde Fransız elçiliğine sığınmıştır. Şimdi ise İran ve yerel takımı Michael Aoun ile birlikte aynı siperde, cephedeler yani elçilik avlusundalar. Zaten milisleri de öyle doğmuştu.  Ali Ekber Muhteşemi’nin  İran adına Lübnan’da elçilik yaptığı dönemde Hizbullah milisleri  İran elçiliğinin arka bahçesinde  sivrilmiş, doğmuşlar, filizlenmişlerdi. Irak’ta Haşd-i Şabi ve öncesinde Bedir Tugayları gibi kimlik katilleri ve ölüm mangaları ABD’nin onayıyla birlikte sefaret bahçesinin gölgesinde palazlanmışlardır.  Gerçekte elçilik veya sefaret göstericileri yok ama elçilik milisleri var.  İsrail’e mücavir alanda Sünni tehlikeyi bastırmak için bu milislerin filizlenmesine imkan verilmiştir.  Sünni kitlelerin zayıflatılmasından sonra elbette uluslararası güçler bu milislerin tehlike geçtikten sonra yeniden yapılandırılmasını istiyorlar. Bunda şaşılacak bir taraf yok. Bir Arap deyiminde ifade edildiği gibi sihirbaz ve hain yaptığında, icraatında iflah olmaz ( la yüflehu’l sahiri haysü eta). Yaptıkları bumerang gibi geri teper.  Yusuf Suresinde ifade edildiği gibi: Allah hainlerin tuzağını başarıya erdirmez.

Burada asıl belirleyici olan halkın eğilimi ve kriteridir. Lübnan’da Suphi Tufeyli gibi kimi Şiiler de Hizbullah’ın tamamen yıkıcı bir araç haline geldiğini müşahede ediyorlar.  Bundan dolayı göstericilerin Hizbullah’ın silahlı gücünün terhis edilmesi talebini destekliyorlar.  Irak’ta ise bunun öncülüğünü Sünnilerden fazla şimdi Şii kitle yapıyor. Özellikle de Basra’dan Bağdat’a kadar olan Şii ağırlıklı bölgelerde yapılan gösterilerde silahın sadece devlet elinde  toplanması ve kalması gerektiği savunuluyor. Silah tekeli devlet elinde olması gerekirken Irak’ta tam tersi devlet milislerin gölgesinde yaşıyor ya da barınıyor. Irak halkı yeni Başbakan Mustafa Kazimi’den dizginlenmesini istedikleri Haşd-i Şabi’nin dizginlenmesi bir yana ona Haşdi üniformasını giydiriyor.  Kısaca milisler devlete sızmamışlar bilakis ele geçirmişler. Cezayir’de derin bir Hizb-i Fransa vardır ve onun namına hareket eder ve çıkarını temsil ederler, güderler.  1991 yılında  olduğu gibi darbelerle halkın kanını akıtırlar.  Irak, Lübnan ve Suriye’de de bir Hizb-i İran vardır ve Hizb-i Fransa gibi halkın kanını akıtır. Lübnan’da Aoun’un şahsinde Hizb-i Fransa ile Hasan Nasrallah’ın şahsında Hizb-i İran ortak haline gelmiştir.

Lübnan’da ve Irak’ta elçilik milislerinin devamı olan devrim karşıtı kitleler, göstericileri bastırmaya çalışıyorlar. Lübnan’da Ensaru Hizbullah denilen bindirilmiş kıtalar halkı yıldırmaya ve bezdirmeye çalışıyor.  Irak’ta ise Haşd-i Şabi’nin uzantıları aynı minvalde, şekilde korona günlerinin ardından sokağa inen göstericileri sokaktan çekmeye, sökmeye çalışıyor ve bu uğurda gayri meşru güç kullanıyorlar. Bunların arasında en tanınmışları Sadr yanlıları. İran soytarısı olan Mukteda Sadr basit nedenlerle halkın kanını akıtmaktan çekinmiyor.   Lübnan’da Hizbullah çetelerinin yaptığını Irak’ta Sadr grubu veya benzerleri yapıyor.  Bununla birlikte bu birleşik cephe ülkelerinde ok yaydan çıktı mutlaka hedefini bulacaktır.  Amerikan polisinin zencilere karşı amansız davranışı neyse İran’ın arka bahçe saydığı ülkelerde de milislerin halka muamelesi benzerdir. Hatta daha şiddetlidir.  Ama İran ekseni kendisini düzene sokmak yerine Amerikalılara talkın ve akıl veriyor. Halbuki onlar Amerikan aklı ve vicdanıyla hareket ediyorlar.

Bölgede çanlar Hizb-i İran için çalıyor.  Hizb-i İran, ABD-İsrail’e değil halk onlara direniyor.  Direnişin adresi Ekim devrimcileridir.

 

HEYET Net’e Özel Makale.

Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi Bağlamaz.

159 total views, 3 views today