Milisler ve mülteciler

Mustafa Özcan

 

Milisler ile mülteciler sarmal bir mesele. Tavuk yumurta hikayesini hatırlatıyor. Sorun sorunu doğuruyor.  Milislerin olduğu yerlerde genellikle mülteci sorunu da baş gösteriyor.  Kayıt dışı kolluk kuvvetlerine genellikle milis gücü denmektedir.  Ya da nizami olmayan kolluk kuvvetlerine milis denilmektedir.  Zaman zaman ülke savunması bağlamında geçici olarak bu unsurlara ihtiyaç duyulabilir lakin kalıcı olduklarında ülkede kargaşa eksik olmaz.  Çeteler ile eşanlamlı olarak anılmaya başlarlar.  Bugün Irak’taki milislerin durumu budur. Bunlar savunma amaçlı milisler olmayıp güç merkezi haline gelmiş veya çeteleşmiş, zulüm çarkına dönmüş gayri meşru başıbozuk güçlerdir. Burada başıbozuk ifadesi tanım içindir yoksa bunlar kendi halkına karşı İran gibi ülkelerin maşası durumundadır.  İpleri veya yularları başkalarının elindedir. Kendi iradeleri adına değil yabancı güçlerin iradesi adına ve altında hareket etmektedirler.  Tabir caizse yıkım ekibidirler (demolition pickaxes ). Maalesef 1978 yılından beri Afganistan dış işgalin pençesinde dağlanmakta ve bundan mütevellit de mülteciler sorunu türemiş ve milyonlar mülteci durumuna düşerek, aç ve açıkta kalmıştır. Bunun dışında savaş ve mayınlar nedeniyle insanlar kollarını ayaklarını kaybetmişlerdir.

Aynı durum 2003 yılı itibarıyla Irak’ta baş göstermiş ve işgalden önce de Irak iki defa Körfez savaşıyla tanışmıştır.  Felaketler zinciriyle tanışmış ve felaket üzerine felaket yaşamıştır.  İşgalden sonra bir de İran ile ona bağlı milisler diğer işgalci güç olan ABD’nin gözü kulağı önünde ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş, çöreklenmiştir.  Amerikan işgalci güçleri Ebu Gureyb ve Taci’de insanlık dışı işkenceler uygularken ortağı İran yanlısı milisler de kimlik cinayetleri ve katliamları işlemişler ve 2006 yılında ve akabinde vur-kaç savaşları sistematik Sünni katliamına dönüşmüştür.  Irak’ta Sünniler iki sistematik kampanya ile karşılaşmışlardır. Bunlardan ilki 2006 yılında İran menşeli Merkadeyn tertibinden sonra Şiilerin tek yanlı olarak Sünnilere karşı giriştikleri katliamlardır. İkincisi de 2014 yılında IŞİD’in ortayla çıkmasıyla başlayan yeni dalgadır. Hem 2006 hem de 2014 olayları Sünni topluma karşı kurgulanan çift başlı veya çok başlı kumpaslardan ibarettir. Kumpasın bir ucunda İran öteki ucunda ise IŞİD sergerdeleri vardır.  Nitekim, Fransız yazar Pierre-Jean Luizard IŞİD projesini çok dakik olarak şöyle tarif ediyor: Kendi toplumuna karşı bir devlet!   Güya Sünnileri korumak ve kollamak adına ortaya çıkan örgüt neticede Sünnilere yönelik küresel bir kumpasın aracı haline gelmiştir.  Bunun sonucunda Musul gibi Sünni şehirleri harabeye dönüşmüştür.  Aynı durum Suriye’de Musul’un eşdeğeri Halep şehrinde de yaşanmıştır. Bundan en fazla yararlanan İran ve yerel ortakları olmuştur. Bu kumpasın Şiiler arasında en yobaz siyasi ve sekterist politikalar izleyen, vazeden Nuri Maliki döneminde ortaya çıkması da bir tesadüf veya rastlantı değildir.

2006 yılından sonra Bağdat boşalmış daha doğrusu Sünniler Amman ve Şam gibi komşu coğrafyalara dağılmışlardı.  2014 yılından sonra ise ikinci dalga ile birlikte milyonlarca Iraklı yine yollara düşmüştür. Bu süreçlerin toplamında yaklaşık olarak 6 milyon Iraklı iç göçmen durumuna düşerken 4 milyon Iraklı da Türkiye gibi komşu ülkelere sığınmıştır. Kalan kısmı da dünyanın köşe bucaklarına firar etmiştir. 250 bin civarında Iraklı halen mülteci kamplarında asgari barınak şartlarında yaşamakta veya daha doğrusu yaşamaya çabalamaktadır.  Bunların çoluk çocuğu ise eğitim ortamından mahrum bulunmaktadır. Bu da gelecek nesilleri saatli bomba haline getirmektedir.  2014 yılından itibaren kurulan IŞİD’in karşı ağırlığı veya Şii ağırlığı Haşd-i Şabi milisleri terhis edilmemiş ve zamanla sadece halka değil devlete de meydan okur hale gelmişlerdir. En son Bağdat Havaalanı yakınlarında Amerikan askeri tesislerine veya üslerine yönelik füzeli saldırı düzenleme hazırlıkları yaparken alınan duyumlar üzerine kolluk kuvvetleri harekete geçmiş ve muhtemel bir saldırıyı önlemiştir.  Alınan istihbari bilgiler ışığında harekete geçen Irak istihbarat ve terörle mücadele temleri eylem üzeri Ketaib-i Hizbullah’a bağlı milis güçlerini derdest etmiş, hareketsiz hale getirmiştir. Ketaibu Hizbullah, Hizbullah Falanjistleri yani faşiştleri anlamına geliyor.  Ketaib, Franko’dan beri faşişt güçlerin ortak kullandıkları bir ad ve ifadededir.

Lakin İran’a bağlı bu milis güçleri aralarında dayanışma ile hükümete ültimatom ve muhtıra vermişler ve derdest edilen arkadaşlarının derhal salıverilmesini istemişlerdir. Irak’ta bu tarz onlarca milis gücü bulunmaktadır.  Bu başıboş ve kendinden talimatlı milisler kesinlikle hükümeti takmıyorlar ve başlarına buyruk hareket ediyorlar. Milisler zamanla dokunulmaz hale gelmiştir.  Paralel devletin güdümündedirler. Yeni Başbakan Mustafa Kazımi bu milis güçlerini bir nispette gemlemek istese de milisler kendi aralarında dayanışma ile bu tedbirleri boşa çıkartmaya çabalıyorlar.  Kendilerine göre sıkı yönetim ilan ediyorlar.  Kazimi samimi olsa bile işi zor. Aşağıya tükürse ABD yukarıya tükürse İran ile karşılaşıyor. Yaptığı her hareket ikisinden birisinin hesabına geçiyor.

Irak’ın normalleşmesi bu milislerden temizlenmesine bağlı.  Dışarıdan talimat alan İç düşmanı temsil ediyorlar.  Bunların gölgesinde devlet çarklarını çalıştırmak mümkün değil. Çıkarlarına uymayan talimatları, tedbirleri sabote ediyorlar. Dış gündeme bağlı olarak çalışıyorlar.  Cılız hükümetlerin de bu sorunla baş etmeleri zor görünüyor.  Ülke giderek daha fazla kargaşaya sürükleniyor.  Ancak halk dalgası bu işgalcileri ve ürettikleri hizipleri ve milislerini bastırırsa bir çıkış yolu bulmak mümkün.  Bu milisler Irak’ı  yutan kara delik haline geldi. Mali olarak da yolsuzluklara veya harcamaların kabarmasına neden oluyorlar. Halka gidecek mali ödenekler sonuçta bunlarla ilgili çarklara gidiyor veya takılıyor! Milisler ve bunların bağlı oldukları siyasi çark nedeniyle 59 milyar dolar olması gereken Irak bütçesi 42 milyar dolar açık veriyor. Sadece elde avuçta 17 milyar dolar var.  Dolayısıyla Irak Parlamentosu açığa kapatmak için borçlanma kapısını açmak durumunda kalmıştır.   İran yerine ABD’den borçlanacağı için siyasi olarak da bu ülkeye daha bağımlı hale gelecektir. Bu tablo ışığında Irak da zengin toprakların fakir bekçisi haline gelmiştir.

Irak işgalciler kadar işgalcilerin taşeronu olan milislerden de kurtulmalı. Ama nasıl?  Halkın devreye girmesi ve birlik beraberlik ruhunu yakalamasıyla.  Irak halkı bunu başarırsa işgalcileri tepeler ve ülke dışına atar. Başka bir çözüm denklemi de gözükmüyor.

 

HEYET Net’e Özel Makale.

Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi Bağlamaz.

430 total views, 1 views today