Hükümetin Sessizliği Karşısında Samarra Kazasında Milislerin Suçları ve İnsan Hakları İhlalleri Devam Ediyor

Başta Haşdi Şaabi milisleri bileşenlerinden, Mukteda Es-Sadr liderliğindeki Sadr grubuna bağlı Seraya Selam grubu olmak üzere Haşdi Şaabi bünyesindeki silahlı gruplar, Salahuddin muhafazasının merkezi olan Tikrit şehrinin güneyinde yer alan Samarra kazasına bağlı mıntıkaların genelinde hakimiyeti elinde tutmaya, neredeyse her gün vatandaşlara yönelik vahşet dolu suçlara ve insan hakları ihlallerine imza atmaya devam ediyor. Silahlı milislerin Irak şehirlerinden çıkarılmasına yönelik hükümet tarafından birçok karar yayınlanmasına rağmen bu silahlı milisler hegemonyasını dayatmaya ve Iraklı halkın geleceği üzerinde hakimiyet kurmaya devam etmektedir.

Dini ve tarihi anlamda büyük öneme sahip Samarra kazasında mezhepçi milislerin türbelerin korunması argümanıyla hakimiyet sağladığından beri Samarra kazası, birçok muhafazada yer alan mıntıkalarda tanık olunan demografik değişim politikaları ekseninde kazanın asli halkının ihraç edilmesine sevk eden insan hakları ihlallerine ve suçlara tanık olmaktadır. Irak Savaş Suçlarını Belgeleme Merkezi tarafından ortaya çıkartılan, kazanın en son tanık olduğu insan hakları ihlali, Samarra kazasının kuzeyinde yer alan Mekişife mıntıkasının da aralarında bulunduğu kazanın mıntıkalarında Seraya Selam milislerinin işlediği bazı suçlardır.

Bu bağlamda haber ajansları Irak Savaş Suçları Belgeleme Merkezi Müdürü Ömer Ferhan’ın şu sözlerine yer vermektedir: “Samarra şehri, 2006 yılındaki türbe patlamalarından itibaren silahlı milislerin hakimiyeti, hukukun olmaması, bu milislerin dış kaynaklı projelerle bağlantılı olması, öte yandan özel askeri bir karaktere, hükümet kuvvetlerinin kontrolü altında olan diğer muhafazalarda ve Salahuddin muhafazasındaki diğer kaza ve mıntıkalardan farklı olarak ideolojik bir tabiata tanık olunan şehirde hükümet kuvvetlerinin kontrol ve istikrarı sağlayamaması sebebiyle büyük insan hakları ihlallerine tanık olunmaktadır. Seraya Selam milisleri tarafından işlenen mezhep temelli tasfiye suçları, adam kaçırma, tehcir bu bölgede ün kazanmıştır.”

Irak Savaş Suçları Belgeleme Merkezi Müdürü Ömer Ferhan sözlerini şöyle sürdürmektedir: “Mezhepçi milislerin Samarra kazasını kabzalarında tutması, birçok masum insanın hayatına mal olmuştur. Aynı şekilde saha içi raporlara ve görgü tanıklarının açıklamalarına göre yüzlercesinin tutuklanmasına ve kaybolmasına sebep olmuştur. Aynı zamanda bu milisler tarafından kontrol edilen hükümet hapishanelerinde 15 binden fazla mahkum-tutuklunun maruz kaldığı türlü işkencelere tanık olunmaktadır. Samarra şehrindeki bu milislerin işlediği bir diğer insan hakları ihlali ise vatandaşların evlerine ve mülkiyetlerine el konulması ve demografik değişim hedefiyle gayri hukuki bir şekilde bunların başkalarına verilmesidir.”

Aynı şekilde haber ajansları bölge halkından birinin şu sözlerine yer vermektedir: “Seraya Selam milisleri, belirli aralıklarda gece vakti vatandaşların evlerine baskın düzenlemektedir. Kapıları kırmak için genelde silah ve ses bombası kullanmaktadırlar. Bu durum karşısında başta çocuk ve kadınlar olmak üzere ailelerde endişe ve korku oluşmaktadır. Aynı şekilde bu baskınlarda bazı masum siviller kaçırılmakta ve serbest bırakılmaları için büyük meblağlar karşılığında aileleriyle pazarlık yapılmaktadır veya gizli hapishanelerde bu kişileri saklamaktadırlar. Milisler, çiftçileri ve balıkçıları tehdit etmekte, bir yandan darp ederek diğer yandan ağza alınmayacak küfürler ederek vergiler dayatmaktadırlar. Bu şekilde baskılar kurarak bu vatandaşların topraklarından vazgeçmeleri hedeflenmekte, bu toprakların da milislere verilme amacı güdülmektedir.”

Diğer yandan gazeteci ve yazar Ömer El-Cenabi şunları vurgulamaktadır: “Seraya Selam milisleri, Samarra kazasını, kazada hakimiyet kurduktan sonra büyük bir hapishaneye çevirdi. Buranın siyasi, ekonomik ve güvenlik dosyalarına müdahale etmeye başladı. Bölge halkının geneli yıllardan beri Mukteda Es-Sadr’a bağlı milisler tarafından kaçırılanların sayısının çok yükseklerde olduğunu vurgulamaktadır. Öte yandan Adalet, İçişleri ve Savunma Bakanlığı kayıtlarından yıllardan beri kayıp olan ve hala bulunamayan kişilerin isimleri silinmiştir.”

Ömer El-Cenabi sözlerini şöyle sürdürüyor: “Seraya Selam milisleri, Samarra kazasının merkezindeki Askeriyin türbesi yakınlarında bazı özel topraklara el koyduğu gibi kazanın çevresindeki geniş topraklara da el koydu. Demografik değişim bağlamında göçmenlerin evlerine geri dönmesine engel oldu. Aynı şekilde milisler güney muhafazalarından binlerce sığır getirdi ve onları Samarra yatırım olarak kullandı.”

Ömer El-Cenabi sözlerini şöyle sürdürdü: “Yılardan beri Seraya Selam milislerinin hakimiyeti altında olan Samarra kazasında tanık olunan en dikkat çekici problem, Salahuddin Operasyon Komutanlığı’ndan ayrılan Samarra Operasyon Komutanlığı başta olmak üzere birçok askeri komutanlığının olmasıdır. Bu ülkeyi yönetmede gerçek bir iradeye sahip olmayan Bağdat hükümetinin, Samarra şehrinde işlenen suçları ve insan hakları ihlallerini durdurmaya güç yettirememektedir. Göçmenlerin geri dönmesine ve kaçırılanların serbest bırakılmasına izin vermezken bu silahlı grupların varlığına son vermek için herhangi bir adım atmamaktadır.”

Kaynaklar, önceden Samarra kazasını ziyaret eden ve orada Salahuddin muhafazası Valisi Ammar Ceber ve bazı yetkililerle toplantı düzenleyen Bağdat’taki İran Büyükelçisi İrec Mescidi’nin Samarra, Beled, Decil gibi kazaların içinde yer alacağı yeni bir muhafaza oluşturmaya, Mukaddes muhafaza adını taşıyacak dini bir muhafazaya çevirmeye çalıştığını iddia etmişti. Söz konusu İran planının, Salahuddin muhafazasının Mekişife mıntıkasından başlayıp Başkent Bağdat sınırlarında son bulacak iki muhafazaya parçalanmasını içerdiği belirtiliyor.

 

 

HEYET Net

109 total views, 2 views today