El-Kazimi ve Irak’ta Cebri Kayıp

Faris El-Hattab

Herhangi bir devletin istihbarat başkanının, ülkesinin güvenlik ve istikrarıyla ilişkili dosyalar ve davalar hakkında bilgi sahibi olmaması şaşılacak bir durumdur. Özellikle bu durum, yabancı bir devletin müdahalesiyle ve bir dosyadan daha fazlasıyla ilişkiliyse… Mustafa El-Kazimi’nin Başbakanlık koltuğunda oturduğu Irak’ta halkı hedef alan her suç, ortaya çıkıyor ve katillerin yakalanacağı, mağdurların ve mağdurların yakınlarının katillere karşı haklarını teslim ederek iade-i itibar yapılacağı ve suçluların adalet karşısına çıkartılacağı yönünde en güçlü yeminlerle söz vermeleri için kalemler ve uluslararası-yerel tavırlar buna öfkesini gösteriyor. Ancak ne var ki hiçbir katil veya buna yönlendirici adalet karşısına çıkartılmıyor. Çünkü gerçekte hukuka ve devlete karşı fazlasıyla cüretli silahlı örgütlerden daha büyük ve dış devletlerle sağlam ilişkileri olan dalgalarla karşılaşılıyor.

Diğer bir şaşılacak durum ise Mustafa El-Kazimi’nin vatandaşların güvenliğini, gücünü ve sağlığını etkileyen konularda, bu mesele üçüncü bir taraf tarafından gündeme getirilmediği sürece hiçbir adım atmamasıdır. Bu da ya basınla, ya Birleşmiş Milletler Irak Komiserliği temsilciliğiyle ya da sosyal medya ile gerçekleşmektedir. Şöyle ki tüm meseleler, ses ve fotoğraf yoluyla diğer araçlardan önce sunulmaktadır. Emeklilerin maaşları meselesi, Irak’ın şehirlerinde göstericilerin, gazetecilerin ve aktivistlerin suikasta uğraması gibi bunun birçok örneği söz konusudur. Araştırmacı Hişam El-Haşimi’nin Bağdat’ta suikasta uğraması, Şabe Reham Yakub adlı doktorun Basra’da suikasta uğraması ve bunlardan önce Nasiriye ve Bağdat’ta sivil aktivistlerin öldürülmesi örnek olarak gösterilebilir.

2003 yılında Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden itibaren ailelerin acılarına bir konu eşlik etmektedir. Bu da, cebri kayıp mevzusudur.  30 Ağustos’a denk gelen Dünya Cebri Kayıp Günü ve Birleşmiş Milletlerin Irak hükümetine ülkede cebri kayıpları soruşturma çalışmalarını yenileme çağrısına paralel olarak Mustafa El-Kazimi, cebri kayıp dosyasını ciddi bir şekilde incelemeye alınacağını vadetti. Söz konusu vaat, Salahuddin, Enbar, Başkent Bağdat muhafazalarında cebri kayıp olanların yakınlarıyla yaptığı bir buluşmada gerçekleşti. Adedi olduğu üzere ailelerin anlattığı etkili kıssaları dinledikten sonra onların hüzünlerini ve acılarını paylaştığını ifade etti ve bu dosyanı ciddi bir şekilde inceleneceğini vadetti.

Mustafa El-Kazimi’nin zaman zaman mezhep temelli veya anlamsız çatışmalar sebebiyle bazen siyasi dalgalanma nedeniyle devam eden suç tabiatına sahip gayri hukuki uygulamaların ailelerin hala beklediği gençlerin kaybolmasına sebebiyet verdiğini söylemek için açık bir şekilde konuşması dikkat çekicidir. Aynı şekilde Hişam El-Haşimi’nin ve Şabe Reham Yakub’un ailelerine şahsen bu dosyalarla ilgileneceğini vadetmiştir.

Irak’taki vaka ise gerek kayıplar dosyasında gerek sağlık konusunda gerek eğitim hususunda gerekse tüm problemlerin başı olan yolsuzluk mevzusunda Irak halkının genel halinde hiçbir değişim ve gelişmenin olmadığını göstermektedir. Bu dosyanın çözümü noktasında vaatlerde bulunmak için ülkenin Başbakanının Dünya Cebri Kayıp Gününü beklemesi uygun bir davranış değildir. Kaybolanların sayısı gerçek açıklamalarla uyuşmamaktadır. Resmi kesimler bu kayıpları onlarla saymaktadır. İnkaz ve Tenmiye Cephesi gibi bu meseleden zarar gören mıntıkaları temsil eden kesimler ve İnsan Hakları Komiserliğindeki kayıtlı veriler Irak Kürdistanı mıntıkası istisna edilerek kaybolanların sayısının 12 bini aştığını vurgulamaktadır. Bu kişiler, Enbar muhafazasında yer alan Rezaze ve Saklaviye mıntıkalarından, Babil muhafazasında Curf Es-Suhr mıntıkasından, Bağdat kemeri mıntıkaları ve Samarra’dan kaçırılmışlardır. Buna ek olarak Ekim devrimi başladığından itibaren Bağdat, Kut, Basra, Diyala ve daha birçok yerden kaçırılmışlardır.

Başbakan Mustafa El-Kazimi’nin vaatleri işiten kişiyi iyimserliğe davet ediyor. Geleceğin Iraklılar için daha iyi olacağı yönünde. Ancak milislere bağlı olan birçok mıntıkada ve bir çok dosyada soruşturmada ona karşı duranlar söz konusudur. Örnek olarak devletin kontrolünün dışında sayılan Curf Es-Suhr mıntıkası gösterilebilir.

Kayıplar dosyası gerçekten çok karmaşıktır. 2005 yılında Cebr El-Zubeydi’nin İçişleri Bakanlığı döneminde başladı. İnsan haklarına yönelik tüm kanunları ayaklar altına alarak yükseldi ve yayıldı. Terör örgütü IŞİD ile savaş başladığı zaman zirveye çıktı. Şöyle ki milisler, bu savaşı gençleri hedef almak için bir örtü olarak kullandı. Mustafa El-Kazimi’nin nitelendirdiği mezhep temelli veya anlamsız çatışmalar veya siyasi dalgalanma gibi sebeplerle bu gençler ya öldürüldü ya da kaçırıldı. Umulur ki o tutuklamarı belgeleyen görgü tanıklarının ve videoların, bu suçları işleyenleri gösteren birçok delilin varlığını biliyordur.

Geçtiğimiz Ağustos ayının ortalarında İçişleri Bakanlığına bağlı olanların mezuniyet kutlamasında yaptığı konuşmada Mustafa El-Kazimi şunları söyledi: “Gerçek güvenlik güçlerinin rolü vatandaşı korumaktır. Çünkü onlar, Irak’ın b’zzat kendisidir. Saygın ve özgür Irak halkı olmadan Irak’ın saygısı da izzeti de söz konusu değildir. Saygınlık onların topraklarındadır, güvenlik onların arasındadır, itminan düşmanının uzun zamandır yaraladığı bu beldedir.” Adamın nitelemesi ve teşhisi doğrudur. Ancak mesele bunu doğrulayan fiillere ihtiyaç duymaktadır, iradeye sahip olanın karanlık tünelin sonunda ışık gören kimseleri yanında görevlendirmesini gerektiğini vurgulayan tecrübe ve tarihe ihtiyaç duymaktadır. Yoksa Haşdi Şaabi milislerinin karargahını ziyaret edip değişim yolundaki projelerin gücünü ve metanetini iptal etmeye, Haşdi Şaabi milislerinin komutanlığına olanaklar sunmaya, meclislerinde ve binalarında Haşdi Şaabi milislerinin komutanlarını ziyaret ederek değişim yolunda onların projelerine gerekçeler sunmaya ihtiyaç yoktur.

 

Bu makale HEYET Net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

643 total views, 6 views today