Şilan Dara Rauf ve Ailesinin Katledilmesi Aktivistlere Yönelik Tasfiye Operasyonların Devam Ettiğini Göstermektedir

 

Geçtiğimiz ayın ortalarında Başkent Bağdat’ın batısında yer alan Mansur mıntıkasında halk hareketinde aktivist olan Eczacı Şilan Dara Rauf ile ailesinin katledilmesi tüm kamuoyunu salladı. Söz konusu suçu işlerken geçtiğimiz Ekim ayının başından itibaren mevcut siyasi çalışmaların ilga edilmesini, göstericileri öldüren katillerin adalet karşısına çıkartılmasını, yolsuzluk yapan yetkililerin muhakeme edilmesini, Adil Abdulmehdi başkanlığındaki hükümetin düşmesini sağlayan halk hareketine katılan birçok aktiviste suikastlar düzenlemekle suçlanan partilerle ilişkili milislere sınırlar koyulmasını talep eden barışçıl halk gösterilerine katılanları korkutmayı umarak en korkunç üslupları kullandılar.

Bu korkunç suçun işlenmesinden birkaç saat sonra hükümet yetkilileri aceleyle bazı iddialar ortaya attılar. İlk elde edilen verilerin olayın amacının hırsızlık olduğuna işaret ettiğini öne sürdüler. Şilan Dara Rauf’un evine saldıran ve onu ve anne-babasını boğazlayan suçluların firar etmeden önce evden paraları ve değerli eşyaları çaldıklarını iddia ettiler.

Bu suçun işlenmesinden sadece bir gün sonra yetkililer tarafından bir video yayınlandı ve bu suçu işlemekle suçlanan kişinin itirafı yer aldı. Söz konusu kişi Iraklılarla dalga geçer şekilde Şilan Dara Rauf’u ve anne-babasını, babasının para vermeyi reddetmesinden sonra öldürdüğünü iddia etti. Oysa Iraklılar, siyasi ve mezhep temelli Iraklı halka yönelik işlenen suç ve vahşi katliamlar soruşturma komisyonların neticeleriyle ortaya çıkmadığını vurgulamaktadır.

Bu çerçevede Irak gözlemcileri şunu vurgulamaktadırlar: “Hükümet yetkililerinin, Şilan Dara Rauf ve ailesini basit bir cinayet olayı gibi tasnif etmesinin amacı siyasi amaç ve gayelerden dolayı değildir. Suikastlar zincirine engel olmaktan ve bundan sorumlu kimseleri adalet karşısına çıkarmaktan aciz olmaya devam eden hükümetin üzerinden sıkıntıyı kaldırma amacı taşımaktadır. Ki Irak Başbakanı Mustafa El-Kazimi birçok münasebette bu sözü vermişti.”

Diğer yandan ülkede düzenlenen barışçıl halk gösterilerine katılan bazı aktivistler şunlara dikkat çekmektedirler: “Eczacı Şilan Dara Rauf, halk hareketinde gayet tanınan ve bilinen yüzlerden biriydi. Başkent Bağdat’ın ortasında yer alan Tahrir Meydanı’nda ve ülkenin orta ve güney muhafazalarındaki gösteri alanlarında hükümete bağlı güvenlik güçlerinin ve mezhepçi milislerin gerçek mermi ve göz yaşartıcı gaz bombalarıyla müdahaleleri sonucunda yaralanan göstericilerin tedavisinde önemli bir rol oynamaktaydı. Şöyle ki, Tahrir Sağlıkçısı olarak isimlendirilmişti. Ülkedeki barışçıl halk gösterilerine katılmaktan vazgeçmediği sürece ailesinin öldürüleceği ve cezalandırılacağı noktasında çok tehdit aldığından defalarca şikayetçi olmuştu.”

Bu bağlamda diğer aktivistler hakim hükümete yakın silahlı kesimlerin bu olayda parmağı olduğunu öne sürmektedir. Onlardan biri olan Aktivist Neha Salim resmi Twitter hesabından şu açıklamada bulunmuştur: “İktidarın etkili milisleri, sistematik cinayet suçlarını işlemeyi sürdürmektedir. Başkent Bağdat, sadece birkaç gün içerisinde Eczacı Şilan Dara Rauf’un suikastına benzer bir suça ve evinde öldürülen bir ailenin cesetlerinin bulunmasına tanık oldu.” Öte yandan Yasin adlı aktivist şunları vurgulamaktadır: “Tahrir sahasındaki barışçıl halk gösterilerine desteğiyle bilinen Eczacı Şilan Dara Rauf cinayeti arkasında milisler durmaktadır. Özellikle aile, korunan bir mıntıkada oturmaktaydı. Güvenlik birimleriyle anlaşılmadan bu cinayetin işlenmesi mümkün değildir.”

Eczacı Şilan Dara Rauf’un ve ailesinin öldürülmesine ışık tutmak için aktivistler sosyal medya üzerinden birçok detay paylaştı. Onlardan bazıları, bu suçu işleyen milis unsurlarının öldürülen kişilere, vahşi bir şekilde boğazını kesmeden önce gayri ahlaki işkence yöntemleri kullandıklarını vurgulamaktadır. Bu suçun altında yatan etkenin, aktivistlerden intikam almak ve onları korkutmak olduğunu vurguladılar. Özellikle halk hareketinde önemli bir role sahip kadınları…

Buna ek olarak güvenlik uzmanları, hükümetin suikast işleyen kişileri takip etmekten ve obları adalet karşısına çıkarmaktan aciz olmasının bu katilleri daha fazla suç işlemeye, vahşetin en uç noktalarına ulaşan uygulamalarda ustalaşmaya cesaretlendirdiklerini,  ki bunların en son vahşetinin Şilan Dara Rauf ve ailesinin katledilmesi olduğunu vurgulamaktadır.

Diğer yandan kaynaklar, İran’a yakın parti ve milislerin hedefleriyle çelişen ve çakışan siyasi ve sosyal etkiye sahip kişileri hedef alan suikast suçlarında profesyonel ve bağımsız soruşturmanın imkanını sorgulayarak hükümetin bu suçlara karşı sadece ihmalkar davranmakla, sayfalarını kurcalamakla, arkasında duran kişileri açıklamamakla yetinmeyeceği, aksine toplumu terörize etmek için suikast ve adam kaçırma suçlarını düzenleyenler ve planlayanların başarısının ötesine geçmesinden korku duyduklarını ifade etmektedirler.

Irak Müslüman Alimler Heyeti de yayınladığı açıklamasında “Bu korkunç olay, hükümete bağlı güvenlik güçlerinin ve mezhepçi milislerinin sivil aktivistlere yönelik tasfiye operasyonlarına devam ettiğini gösteren son derece tehlikeli bir veridir. Bu defa, gerçekleri gizlemeye çalıştılar ve bu katliamın sadece bir cinayet olduğunu, sebebinin ise hırsızlık olduğunu iddia ettiler. Oysa tüm gerçekler, bu suçun spontane gelişmediğini veya kontrol edilemeyen bir tepki olmadığını aksine Başkent Bağdat’ta yoğun güvenlik varlığından korkmadan ve çekinmeden Iraklıları öldüren ve onları korkutan sistematik suç çetelerinin planına göre hazırlanmış bir suç olduğuna işaret etmektedir.” İfadelerini kullanmıştır.

Mustafa El-Kazimi’nin hükümet başkanlığını teslim aldığında başta göstericilerin ve aktivistlerin öldürülmesinde parmağı olan kimseleri tutuklayıp adalet karşısına çıkartmak olmak üzere birçok görevi hemen yerine getireceği yönünde söz verdiği biliniyor. Ancak ne var ki şuana dek suçlananlardan herhangi bir kişi adalet karşısına çıkartılmadı. Bu suçlar hala bilinmeyen kişilere karşı kaydediliyor. Bu durum, adam kaçırma ve suikast suçlarına engel olma noktasında hükümetin gücüne karşı şüpheleri derinleştirdi. Ki bu adam kaçırma ve suikast suçları sadece ülkenin tanık olduğu kaos kapsamında sızdırılan silahla ilişkili değil aksine Irak’ın sınırını aşan siyasi hedefleri ve ajandaları uygulayan siyasi kesimlerle çok güçlü ve sağlam ilişkisi söz konusudur.

 

 

HEYET Net

160 total views, 1 views today