

| Petrol ve Gaz Yasasına Dair Fetva |
|
|
| Cumartesi, 01 Eylül 2007 19:29 | |||
Oylama ve onaylama yönünde Amerikan ve İngiliz işgal güçlerinden gelen şiddetli baskıların ardından son günlerde
Petrol ve Gaz Yasası Irak Parlamentosu üyelerince kabul edildi. Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH), 6 Mart 2007 tarihinde yaptığı 382 numaralı basın açıklaması ile bu yasanın İslam Dininin bakış açısı çerçevesinde nerede durduğuna dair bir fetva yayımladı. Sözkonusu fetvada bu yasanın işgalcilerin istekleri ve bunlarla beraber olan politikacıların imzalaması neticesinde çıkartıldığı, Irak halkının malvarlığı olan bu çok önemli milli servetin bu yasayla heba edileceği vurgulandı.
Fetva metni aşağıda yer almaktadır: Bismillahirrahmanirrahim Cenab-ı Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.” (Enfal Suresi, 27. Ayet) Bu yüzden tüm mallar temelde Cenab-ı Allah (cc)’ın mülkündedir ve O’na aittir. Kur’an-ı Kerim’de: “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter.” (Al-i İmran Suresi, 189. Ayet) ve “Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin.” (Nur Suresi, 33. Ayet) buyurulmaktadır. İslam dini, insanoğlunun mal mülk sahibi olma gerekçeleri çerçevesinde mal edinebileceğini söylemektedir. Bu yüzden, dini bir onaylama veya gerekçe olmaksızın malvarlığı edinme hakkı tam belirlenmiş olamaz. Hak ve Hukukun kaynağı olan Din, din ile ikame edilir. Yine dindeki haklar, düşünce ile gelen doğal haklar olmayıp Allah Teala’nın ilgili ifadelere göre insanoğluna verdiği bir nimet, bir hediyedir. Mallar üç şekilde sınıflandırılmaktadır: Şahsi mallar, kamu malları ve devlet malları. Bizler bu fetvada kamu mallarıyla ilgili hususlarla ilgilenmekteyiz: Kamu malları insanlara bu malın faydalanıcıları olarak olaya dahil olmaları hakkını verir. Malda sözkonusu olan delil insanlar tarafından veya malla ilgili gruplarca şekillendirilir. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle söylemektedir: “İnsanlar şu üç şeyde ortaktırlar: Su, Mer’a (Yeşillik) ve Ateş.” Kamu malları herhangi bir şahıs, herhangi bir emir doğrultusunda veya herhangi bir devlet tarafından engellenemez. Ancak bu belirli bir gruba bağlıdır, kişisel çıkarlar, grup çıkarları veya etnik amaçlara münhasır değildir. Bu çerçevede devletin anlamı insanlar lehine bu malların gözetimini kontrol etmektir. Kamu malları üç hususta realize edilir: 1-Petrol, gaz, sülfür, fosfat gibi özelliklerdeki mallar kısıtlanamaz veya kesintiye uğratılamaz. 2-Dış araziler veya taksim gibi gruplarla ilgili tüm yerleştirmeler. 3-Nehirler gibi şahıslarca yönetilemeyecek şeyler.
Yukarıda bahsedilen maddeler doğrultusunda aşağıdaki hususlar ortaya çıkmaktadır: İlk olarak: Petrol bir kamu malıdır. Bu kesilemez ve kısıtlanamaz. Bu yüzden de salahiyeti (kullanım hakkı) Müslüman devlette yaşayan halka aittir. Hiç kimse fıkhi gereklilikler ve dini bir onay durumu müstesna bunda tasarrufta bulunamaz. Bu yüzden herhangi bir şekilde dini otoritelerce onaylanmadığı (fetva verilmediği) müddetçe başkasına devredilemez. Bu dini yasağın gerekçesi Kuran-ı Kerim’de de ifade edilmiştir: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” (Nisa Suresi, 29. Ayet) Hz. Peygamber (sav) ise: “Bir müslümanın malı, canı ve namusu başka bir Müslümana haramdır.” ve “Sizin mallarınız ve kanlarınız devlet tarafından kullanılmakta yasaklanmıştır.” buyurmaktadır. İkinci olarak: Cenab-ı Allah, ilişkilerdeki ilk sorumlulukla ilgili kuralları koymuştur ve bu sakat, muhtaç bireyler veya kamu mallarıyla ilgili tüm hususları havidir. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde “Allah (cc), her çobanı kaybettikleri de dahil sorumluğu altındaki mallardan hesaba çekecektir.”, “Herkes güttüğü koyundan sorumludur, bir imam da cemaatinden sorumludur.” Diğer bir hadiste de : “Sultan yöneticisi olmayanların yöneticisidir.” Bu çerçevede bahsedilen Ayet-i Celileler ve Hadis-i Şerifler; lider veya yöneticiler ile halk veya millet arasındaki ilişkilerin nasıl olacağına dair bir altyapı rehberi olacak deliller olarak düşünülebilir. Böylece insanların çıkarlarına zarar vermemesi hedeflenmiştir. Ancak otoritesi olmayan, kural koyamayan ve topraklarını özgürce kontrol edemeyen bir lider kendi halkı adına herhangi bir anlaşma veya ittifak altına giremez, bunları imzalayamaz. Bu durum, zalim bir işgal veya halkın kendi özgür iradelerini ifade edemedikleri istikrarsız bir siyasi ortam altında olma halinde sözkonusu olabilir. Bu yüzden herhangi bir durumda, herhangi bir lider veya yönetici sözü edilen sebepler muvacehesinde bu tür meseleleri ele alamaz veya anlaşmaları imzalayamaz; bu tür anlaşmaları İslami bakış açısınca hazırlanmış fetvalarca geçersizdir. Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey İman Edenler Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz! (Maide Suresi, 1. Ayet). Kur’an-ı Kerim ayetinin anlamı milletle irtibatta liderlere adaletin gerekliliği sorumluluğunu vermektedir. Üçüncü olarak: Yöneticiler milletin kontrol ve rızası doğrultusunda kamu mallarıyla ilgili güvenilir bir yönetim tesis etmelidirler. Yine yöneticiler şahsi kararlar vermekten kaçınmalı; mali hesapları halkın gözleri önünde açık ve berrak olmalıdır. Dördüncü olarak: Müslüman bir ülke liderinin malları gayri Müslimlere veya yanlış kişilere hazır hale getirmesi yasaktır; zira bu mallar Müslüman ülkede yaşayan halkın hakkıdır. Beşinci olarak: Bilirkişi bu yasayı onaylamalı; anlaşmada kamunun genel çıkarlarına karşı hangi hususları içerdiğini tespit etmelidir. Altıncı olarak: Her Müslüman bilmelidir ki oy vermek veya en çok kamuoyuna sahip olmak dinin alanına giren bu tür olaylarda sözkonusu olamaz. Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzap Suresi, 36. Ayet) Bu noktada yukarıda da işaret edildiği gibi bu yasa tasarısı İslam Dininin bakış açısına göre hükümsüzdür ve geçersizdir. Eğer Bakanlar Kurulu üyeleri bunu onaylar ise bunlar sorgulanmalı ve mali külfeti tazmin edilmelidir. Dahası, şu an Irak Parlamentosu’nda görev yapan milletvekillerinin ne şart altında olursa olsun bu yasayı onaylamak noktasında oy vermeleri dinen haramdır. Bu yasayı onaylayanlar Allah (cc)’ın öfkesini kazanacaklardır. Yine bu kişiler, kamu mallarını yanlış bir şekilde düşmana peşkeş çekmekle nitelendirilecekler ve Allah (cc)’a ve Resulullah (sav)’a itaatsizlik etmekle suçlanacaklardır.
IMAH Fetva Birimi 19 Cemaziyelahir 1428/ 4 Temmuz 2007
|