

| İşgal Sonrası En Yüce Hedef Irak'ın Birlik ve Bağımsızlığıdır |
|
|
| Pazartesi, 21 Ocak 2008 15:38 | |||
El Hayat Gazetesi’ne konuşan Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) Genel Sekreteri Şeyh Dr. Haris ed- Dari Irak’ın işgalden kurtulmasının ardından en yüce ve en önemli hedefin Irak’ın birliğinin, bağımsızlığının korunması olduğunu ifade etti.
Bir takım temaslarda bulunmak üzere geldiği Riyad’da “al - Hayat Gazetesine” konuşan IMAH Genel Sekreteri Şeyh Dr. Haris ed- Dari, kendisine yöneltilen sorulara cevap vererek yaşanan gelişmelerle ilgili düşüncelerini ve bazı çekincelerini aktardı. Geçmişte bir kısım basın kuruluşlarının sözlerini çarpıttığını da kaydeden ed- Dari, bazı medya kuruluşlarına artık güvenmediğini söyledi ve ekledi: “Basında değişik kaynaklardan gelen ve doğruymuş gibi lanse edilen haberler çıkıyor. Oysa bu haberlerin çoğu yalan ve gerçeği yansıtmamaktadır” Röportajın tam metni: Al - Hayat: Son dönemde aşiret reislerine gönderdiğiniz açık mektupta, aşiretlerin kullanılarak Irak’ı parçalama komplolarına alet edildiklerini ima ettiniz. Bu komploların arkasında da hükümetin ve işgal güçlerinin olduğunu vurguladınız. Bunu biraz daha açıklar mısınız? Ed- Dari: Siz de kuşkusuz biliyorsunuz ki, işgalin hedefleriyle ilgili bayağı bahaneler gündeme getirildi; fakat bahaneler ne olursa olsun işgalin temel hedefi Irak’ı parçalamaktır. Ve ben şöyle söylüyorum: İleri sürülen gerekçelerin de doğruluk payı vardır; ama en önemli hedef Irak parçalamaktır. Bu hedef de başta ABD ve müttefikleri olmak üzere çok tarafın amacıdır. ASIL HEDEF IRAK’IN PARÇALANMASI İsrail, yıllardan beri Irak’ın parçalanmasını istiyor ve bugün büyük rol oynamaktadır. Irak’ın sahip olduğu bölgesel dengeden uzaklaştırılmasını isteyen bazı bölge ülkeleri de bunun peşinde. Siz ve Irak’ın tarihini, imkanlarını ve bölgesel rolünü bilenler, Irak’ın bölge için bir denge oluşturduğunun farkındadırlar. Gereksiz bazı savaşlara giren Irak’a maalesef kötülük yapıldı ve belki de bunlar bahane edilerek işgal edildi. Nihayetinde de olaylar bugüne kadar geldi. Onun için Irak’ı zayıf düşürmek, onu denge unsuru olmaktan çıkarmak ve parçalamak isteyen çok taraf vardır. Çünkü Irak, bir taraftan Arap - İran arasında, diğer taraftan da Arap - İsrail arasında sağlanan dengenin ölçüsüdür. Dolayısıyla Irak’ı bu dengeden uzak tutmak Arap milletinin hayrını istemeyen değişik güçlerin hedefi olmuştur. Al - Hayat: Bu söyledikleriniz genelde hep söyleniyor. Bu konuyla ilgili söyleyeceğiniz net ve açık yeni bir şeyler var mı? Ed- Dari: İşgalden önce hep Irak’ın bir hedef haline gelmesinden korkuyorduk. Çünkü elhamdülillah bizler, Baas Partisinin iktidara gelmesinden de önce Irak’ın durumunu takip ediyorduk. Görüyorduk ki Irak’ın önüne hep mayın tarlaları döşeniyordu. Böyle olmasına rağmen bugün, işgalin vardığı sonuca hiç kimse ulaşamadı. Dolayısıyla Irak’ı işgalden kurtardıktan sonraki en yüce ve en önemli hedef Irak’ın birliğini ve bağımsızlığını korumaktır. Irak şu ana kadar parçalanmadı elhamdülillah. Evet, teorik olarak parçalanmış gözükebilir; fakat pratikte parçalanmamıştır. Size ve tüm dünyaya söylüyorum ki Irak hala parçalanmadı ve Allah’ın izniyle de parçalanmayacaktır. Şayet parçalanırsa varlığı çok uzun sürmez. Çünkü Irak’ın tarihi bu ülkenin binyıllardır hep tek bir ülke olduğunu göstermiştir. İslamiyet’ten sonra da yine tek bir ülke kaldı. Iraklılar kaldıkça ve Irak, Irak olarak kaldıkça bu vatan tek kalacaktır inşaallah. Al - Hayat: Nasıl? Ed- Dari: Evvela Irak’ın kültürü, medeniyeti ve inancı Irak’ın bir bütün halinde kalmasını gerektiriyor. Saniyen, Irak halkı tarih boyunca her türlü saldırılar karşısında azimli ve sert bir duruş sergilemiştir. Irak, tarihin her döneminde saldırıya maruz kalmış ve bugünkü olayları aratmayan kötü günler yaşamıştır. Saldırganlar ne kadar güçlü ve planlı hareket etseler bile Irak’ın yapısı değişik bir boyutta olması itibariyle o hamleler hep başarısızlığa uğramıştır. 1920’lerde Irak halkı, nüfusu 3,5 milyonu aşmamasına rağmen İngiliz işgaline karşı ayaklanarak bir devrimle kendi milli hükümetini kurabildi. Bugün Irak halkının nüfusu 27 milyondur ve maddi imkanları daha da artmıştır. Zira halkın siyasi ve kültürel bilinci de güçlüdür. Bir iki milyon kendini satsa da Allah’ın izniyle bu, genel durumu etkilemez. Al - Hayat: Hala ima yoluyla konuşuyorsunuz. Neden sorularımızı direk yanıtlayıp daha açık konuşmuyorsunuz? Ed- Dari: Ben şunu söylemek istiyorum: İşgalciler, dışarıda yetiştirip ülkeye soktuğu kişileri kullanmak istedi. Yani bunları iktidara getirip Irak halkının bütününü temsil eden kişiler olarak göstermek istedi. Oysa bunlar, bütün halkı temsil etmemektedirler. Ama işgalciler bunu hep yaptı. SİYASİ PARTİLER BÖLÜNMEDEN YANA İlk önce Yönetim Konseyi, ardından Geçici Hükümet ve sonradan da iki “seçim” yapılarak sözde seçilmiş hükümet kurdurdu. Bunların hepsi de, “mezhepsel ve ırksal hisse” dediğimiz fikre göre kuruldu. İşgalcilerin ve kendilerinin güvendiği kişilerin isteği üzerinde çoğunluk ve azınlık terimleri keyfi biçimde meydana atıldı. Bu terimler çerçevesinde Geçici Irak Kanunu ve bu kanundan ABD Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad himayesinde gerçekleştirilen sahte seçimlerle “Sahte Anayasa” Iraklılara dayatıldı. Halilzad, daha önce de Irak Muhalefetinden sorumlu idi. O dönemden beri böyle bölücü prensipler hazırlamıştı. Halilzad, Irak işgal edilmeden önce Afganistan’a, ardından da İran’la anlaşmalı olarak Irak’a gönderildi. Al - Hayat: Demek ki İran her şeyden haberdar. Afganistan’dan başlayan aynı oyunun içinde olduğuna inanıyor musunuz? Ed- Dari: Evet. Bütün bilgiler bunu gösteriyor. Halilzad, Kabil’deki İran Büyükelçisi’nin samimi dostu idi. ABD yönetiminin Irak projesi şiddetli direniş sayesinde ilk 3 yılda başarısız olunca iki nedenle Halilzad’ı Irak’a gönderdiler. Çünkü o, dediğimiz gibi eskiden beri muhalefetten sorumlu idi ve onun sayesinde bölücü teoriler hazırlandı. Sünnilerin Irak’ta %17 kadar oldukları zaten onun fikri idi. Fakat bu oran ne olduysa daha sonra %20’ye çıkarıldı. Tabii ki Sünnileri böyle göstermekle, onları siyasi süreçteki karar mekanizmasından uzaklaştırmak hedeflenmekteydi. Bu vesileyle de Şiiler ve Kürtler hakimiyeti ellerinde tutabilirlerdi. KAMUOYUNDAN GİZLENEN TOPLANTILAR Aslında Şii ve Kürt siyasetçileri, partilerinden başka halkı temsil etmemektedirler. Bu siyasetçiler 1992 yılında Cenevre’de düzenlenen toplantıdan itibaren Irak halkını Sünni ve Şii diye iki ayırmış; hatta Sünnileri de kendi içlerinde Arap, Kürt ve Türkmen şeklinde bölmüşlerdir. Bunu özellikle sayın Bakır el- Hakim ile sayın Celal Talabani yapmıştır. Al - Hayat: Böyle bir ayırım Londra’da mı yapıldı? Ed- Dari: Hayır. Başlangıç 1992’de Cenevre idi. 2003 yılında da Londra’da ve işgalden birkaç ay önce Selahattin Şehri’ndeki toplantıda vurgulandı. Al - Hayat: Fakat bu söyledikleriniz belgelendirilmemiş? Ed- Dari: Bu bilgiler kendi içlerinden sızdırılan bilgilerdir ve %100 belgelendirilmiştir. Bakınız. Bizler şimdi Irak’ı parçalamaktan söz ediyoruz. İki Kürt partisi Irak’ı parçalamak için var olan partilerdir. Muhammed Bakır el- Hakim’in ardından, Sayın Abdülaziz el- Hakim’in önderliğindeki “Irak Yüksek İslam Konseyi” de federasyondan yanadır. Sayın Bakır el- Hakim, kurulması planlanan Irak İslam Devleti’nin kralı veya başkanı olacaktı. Ama -Allah rahmet etsin- o, suikastın kurbanı olunca aynı fikri taşıyan kardeşi Abdülaziz yerine geçti. Ancak gün geçtikçe işgal karşıtlığı arttı ve Yüksek Konseyin politikasına karşı çıkanlar oldu. Nitekim Dava Partisi üyelerinin büyük kısmı bölünmeden yana değillerdir. Sadr Grubunun çoğu, politik ve medyasal da olsa bölünmeyi istemiyor. Aynı şekilde Fazilet Partisi ve güneydeki Arap aşiretleri de Irak’ın parçalanmasına karşı çıkanlar arasında yer almaktadır. IRAK PARÇALANMAYACAKTIR Al - Hayat: Irak’ın parçalanmayacağı konusunda neye güveniyorsunuz? Ed- Dari: Bizler, ilk başından bu yana sorulan bu soru karşısında hep şunu söyledik: Irak, pratikte hiç bölünmedi ve bölünmez. Ben, önce düşmanlarımıza galip geleceğimizi vaat eden Allah-u Taala’ya; sonra Irak’ın tarihine ve üçüncüsü de Irak halkına güveniyorum. Irak halkı; asil, birlikte yaşamayı bilen ve hoşgörüye sahip olan bir halktır. Zira Irak halkı arasında bir sosyal müşavere fikri yaygındır. Kaldı ki Irak halkının sosyal ve demografik yapısı, bölünmeye müsait olmayan bir yapıdır. Başkaları bölüneceğini iddia ediyor ise, ben tersini iddia ederim ve bundan da eminim. Al - Hayat: Irak’ın demografik yapısının bozulduğunu düşünmüyor musunuz? İşte bazı gruplar, İran’ın çizgisinde gidiyor. Bir kısmı herkes ile koalisyona giriyor… Hatta bazı partilerin kendi içinde çekişmeler yaşanıyor ki, gruplaşma meydana geliyor. Sanırız bütün bu veriler, bölünmeye ve bu yaralı ülkenin “karanlık” bir geleceğe doğru gitmesine izin veren verilerdir. SİYASİ PARTİLER HALKI TEMSİL ETMİYOR Ed- Dari: Mevcut siyasi liderler, başarısız oldular ve dolayısıyla halkın sempatisini kaybettiler. Aslında bunlar, baştan beri kendilerinden başka kimseyi temsil etmiyorlardı. Mesela “Irak İslam Yüksek Konseyi” Şiileri temsil ettiğini iddia ediyor. Oysaki Şiilerin yüzde 90’ı veya yüzde 95’i Konsey’i istemiyor. Çünkü ondan çok çekmişler. Konsey, güneyde hala İran istihbaratı ile işbirliği yapmaktadır. İki Kürt partisi ise, Kürt halkının çoğunluğu tarafından istenmemektedir. Onun için kuzeyde yeni parti kurmak için arayışlar başlamıştır. İki partinin tasallutunu istemeyen aşiretler, kendi aralarında işbirliği yapmakta ve yeni oluşumlar kurmakta. Çünkü bu iki parti, geçtiğimiz yıllar boyunca Kürt kardeşlerimiz için hiçbir şey yapmadılar. Ne bir hastane, ne bir fabrika... Hatta siyasi hayatta bile bütün görevleri kendilerine ayırdılar... Vergiler onlar için toplanıyor… Onlar da kendi aralarında bölünmüş vaziyette... Celal Talabani’nin ayrı yandaşı; partisinin başka yetkilisinin başka yandaşı vardır. Barzani için de geçerli olan benzer bir durum söz konusudur. Bölgede uzaklaştırma politikası uygulanmaktadır. Bazı yerler, haftalarca ne elektrik ne de su görmemekte. Kürt kardeşlerimizin Avrupa’ya göç etmelerinin arkasında bunlar vardır. Bizlere durumun kuzeyde “çok kötü” olduğunu gösteren serzenişler yapılıyor. İşgalin Irak halkına dayattığı bu liderler, ne Irak halkını ne de iddia ettiği kesimleri temsil etmemektedir. Tam tersine, bu liderleri giderecek bir fırtına beklentisi vardır. Çünkü bunlar halka çok çektirdiler… Yüksek Konsey ve diğer partiler, güneydeki Şii kardeşlerimize geçmişte yaşadıkları zulmü bir daha görmeyeceklerini; ferahlığı ve hiçbir şeyden mahrum kalmayacakları vs. şeyleri vaat ettiler. Oysaki halk bütün bunların tersini yaşamakta... Şayet bir insan eski rejim döneminde muhalefet yaptığından dolayı tutuklanıyorduysa, bugün sadece falanca partinin mensubu veya falanca partiye muhalif olduğundan dolayı tutuklanmaktadır. Bugün güneyde partiler arası nüfuz; mal ve hakimiyet vs. savaşı mevcuttur. Oradaki halk da bu savaşın ateşiyle yakıldı. Halk, milis güçlerin ve bunları destekleyen bilinen komşu ülkenin istihbaratının yaptıklarından dolayı şimdi her yerde bulunan Arap kardeşlerinden yardım istemekteler. Al - Hayat: Bilinen komşu ülkeden İran’ı mı kastediyorsunuz? Ed- Dari: Bu ülke, herkesin bildiği ülkedir… O kadar... Sözlerim gayet açıktır. Her şeye rağmen Allah’a hamdolsun.. Ülkemiz, bir milyon insanın kanına ve iki milyon insanı sakat ve hasta bırakan bir işgale uğramıştır. Irak halkının %70’inden fazlası fakirlik sınırının altında; 7 milyonu ise gerek yurtdışına gerek yurtiçine göçe zorlanmıştır. Böylece işgalin ve onun getirdiği adamlarının tek hedefinin Irak ve Irak halkı olduğu açıklıkla ortaya çıkmıştır. Bunlar, Irak’ı tahrip ederek haritadan kaldırmaya çalışıyorlar. IRAKLILAR, IMAH’I SAHİPLENMEKTEDİR Al - Hayat: IMAH ile Irak halkı arasındaki ilişki nasıldır? Ed- Dari: IMAH olarak ilişkimiz, işgal karşıtı; Irak’ın özgürlüğünü; birliğini, huzurunu ve güvenliğini savunan şerefli bütün Iraklılar ile çok iyidir. İlişkilerimiz, “Elhamdulillah” ilk günden beri gayet iyidir. Bu ilişki gün geçtikçe artarak genişlemektedir. Al - Hayat: Hakkınızdaki tutuklama kararı ne oldu? Ed- Dari: Tutuklama kararının birçok nedeni vardır. İlki şudur. Başbakan Maliki’nin müsteşarlarının birisi, Maliki’nin ilk göreve geldiğinde şunu dediğini nakletti: “ Haris ed- Dari’ye ve IMAH’a haddini bildireceğim!” Zaten bunun ardından tutuklama kararı gibi bir takım adımlar atıldı. Tutuklama kararı aslında, elhamdulillah benim lehime ve onun aleyhine yapılmış bir anket gibi oldu. Gerek halkımızın her kesimi; Arabı, Kürdü ve Türkmeni, gerekse dünya Müslümanları ve hakkı savunanlar, bu karara tepki gösterdi. Dolayısıyla hükümet büyük bir hayal kırıklığına uğrayınca “ağız” değiştirdi ve kararın tutuklama değil sorgulama kararı olduğunu iddia etmeye başladı. Al - Hayat: Peki bu karar şahsınız için ne ifade ediyor? Ed- Dari: Bu karar bizim için hiçbir şey ifade etmemekte olup üzerinde hiç durmadık bile. Kaldı ki bu karar, Irak’a dönmemize de engel değildir. IMAH Şura Meclisi’nin güvenlik ve medyasal nedenlerden dolayı yurtdışında kalmam ile ilgi kararı olmasaydı istediğimiz zaman Irak’a dönebilirdik. Mesela Irak’ta bulunduğumuzda hiçbir basın-yayın organı bizimle görüşemiyordu. Görüşenler de hemen tehdit alıyorlardı... Yurtdışında olmam, basınla rahat görüşmemi sağladı. Al - Hayat: Tutuklama kararının ardından Irak’a hiç “gizlice” girdiniz mi? Ed- Dari: Hayır… Hiç gitmedim.. Gitmek istedim, fakat IMAH’taki yetkililer ve başka arkadaşlar tarafından engellendim. Çünkü onların öğrendiklerine göre olay aslında Maliki’yi de aşmaktaymış. Al - Hayat: Güvenlik durumu mu yani? Ed- Dari: Evet. SAHVE (UYANIŞ) GRUPLARI VE BİLİNMEYEN GERÇEKLER Al - Hayat: Sahve denilen Irak’taki aşiret “uyanış güçleri”nin gerçek boyutu nedir acaba? Ed- Dari: Sizlere bunun nedenini, sonucunu ve Irak’a getireceklerini anlatayım. Sahve denilen grubun ortaya çıkmasının ana sebebi şöyle: İşgalciler, direnişi yok etmek için askeri güçlerine güvendiler. Buna rağmen askeri gücün yetersiz kaldığını fark ettiler. Hatta birden fazla Amerikalı yetkili, askeri çözümün “faydasız” ve “imkansız” olduğunu kabul etti. Galiba onlar, bununla birlikte siyasi ve maddi bir yola da başvurmayı tercih etmeye başlamışlar. Ve bu konu, 2006 yılının son ayları ile 2007 yılının ilk aylarından uygulamaya geçirildi. İşgalciler, direnişi durdurmak veya kırmak için hep dost ve müttefiklerinden yardım istedi. Ancak el Kaide grubunun Irak İslam Devleti’ni ilan ederek diğer direniş gruplarını bunu kabul etmeye zorlaması sonucu direniş grupları ile el Kaide’nin arası açıldı ve çatışmalar yaşandı. El Kaide’nin bulunduğu bölgelerdeki halk da, el Kaide’ye kızdı. İşgalciler, bu kızgınlığı istismar ederek çıkar peşinde ve işsiz olan kişileri satın alıp “Sahve” (uyanış) denilen grupları kurdu. Bunların el Kaide’ye karşı gruplar olduğu söylense de gerçekte bunlar, direnişi hedef alan gruplardır. Bunlar, direnişin veya Kaidenin çekildiği yerlerde bir şeyler yapabildiler. Onun için hemen güvenliğin sağlandığı iddia edildi. Al - Hayat: Sahve’nin işgalcilerin çıkarına olduğunu söyleyebilir miyiz? Ed- Dari: Evet. Anbar Sahva Grubunun önderliğini ismini duyduğunuz Abdüssettar ebu-r Rişe adlı bir kişi üstlendi. Bu kişi, Bush’la görüştükten sonra esrarengiz bir şekilde öldürüldü ve yerine kardeşi geçti. Sahve grupları, giderek arttı ve her bölgenin kendisine has bir sahve grubu oldu. Dolayısıyla da sahve gruplarını kontrol eden tek bir komutan yok. Birden fazla komutanı olan bu gruplar, işgalcilerle farklı farklı veya işgalciler tarafından çizildiği çizgiye göre hareket etmektedir. Bundan dolayı da bu gruplara “Aşiret Sahvesı (Uyanışı)” dendi. Peki, gerçekten bir uyanış mı bu? Irak’ın asil aşiretleri buna katıldılar mı? Söz konusu grupların önderliğini üstlenen aşiret reisleri tanınan kişiler mi? Bildiğimiz kadarıyla Anbar ve diğer bölgelerde bulunan bu kişilerin hiçbirisi ne aşiret reisidir ne de bir aşiret reisinin oğludur… UYANIŞ GRUPLARI - EL KAİDE İLİŞKİSİ Al - Hayat: “Sahveden” kimler faydalanıyor? Ed- Dari: İlk faydasını gören işgalcilerdir. Bush, bunun sayesinde ilk kez Anbar Vilayetine gelebildi ve burada da “el Kaide’nin” bölgede yok edildiğini açıkladı. Bush böylece kendisine ve partisine puan kazandırıp ABD’de yapılacak seçimlerde Demokrat Partisi’in önüne geçebilirdi. İkinci olarak bu gruplardan menfaat sağlayan Maliki’dir… Maliki Hükümeti geçen senenin ortalarında yıkılacaktı… O, Sahve grupları işbaşına gelince işgale ve kendi hükümetine karşı koyan semtlere saldıran milisleri durdurdu. Maliki, bunu kullanarak kendisini işgalcilere karşı güvenliği sağlayabilmiş gibi gösterip birkaç ay daha görevde kalmasını becerebildi. Belki Bush’un son gününe kadar kendisi görevde kalır. Al - Hayat: Sahve gruplarının bulunduğu bölgeler, güvenlik bakımından bir fayda gördü mü? Ed- Dari: el Kaide grubu, bulunduğu yerlerde istenmeyen hareketler yaparak insanları katlettiği gibi, Sahve grupları da buna benzer hareketlerde bulunmaktadır. Yani bunlar, “ya bizimle ol, yoksa el Kaidecisin” mantığıyla hareket etmektedirler. Al - Hayat: Kaide’nin yaptıklarıyla Sahve gruplarının yaptıkları örtüşüyor mu sizce? Ed- Dari: Elbette… Hatta fazlasını da söyleyebilirim... Belki de konuyla ilgili söyleyeceğim bu gerçeği ilk defa duymaktasınız… Sahve Gruplarına katılanların çoğu eski el Kaide üyeleridir… Bunlar aslında el Kaide’ye bile çıkar ve para için katıldılar… Paralar ve kaynaklar Sahve’ye akınca bu tarafa yöneldiler. Tabii ki, halka karşı olan davranışlarını hiç değiştirmeden eskisi gibi devam ettirdiler... Tıpkı Iraklıların dilindeki meşhur atasözü gibi “Huyu ancak mezar değiştirir” . (Türkçe’deki “Can Çıkmadan Huy Çıkmaz” atasözü” Al - Hayat: Kimi kast ediyorsunuz? Ed- Dari: Ben kimseyi söylemem. Ancak siyasi sürece katılarak buna bulaşmış bir takım Sünni gruplar vardır. Röportajı yapan: Cemil ez- Ziyabi- Riyad Bu yazı IMAH Türkçe Resmi Sitesi için Özel Çevrilmiştir © 2008 Orjinal Arapçası için lütfen tıklayın: الهدف الأسمى والأهم بعد التحرير العراق هو المحافظة على وحدته واستقلاله
|