• Decrease font size
  • Reset font size to default
  • Increase font size
Körfezliler Irak’a Ağlıyor Yazdır e-Posta
Cumartesi, 18 Şubat 2012 00:06

 

 

Dr. Hayat El-Howeyk Atiya

 

Irak devleti, bölgesel güvenlik istikrarının aktif ve zaruri bir denklemiydi.  Bu denklemi ortadan kaldırmak için yanlış dış müdahale yapıldı. Bununla birlikte birileri Irak’ın kuşatmasına ve işgaline karşı Arap sokaklarını dolduran sıradan insanların varlığından söz etmektedir. Ancak Prens Turki El-Faysal’ın, Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi’nin, Bahreyin’de düzenlediği  “Ulusal ve Bölgesel Güvenlik” konferansında yaptığı konuşmasında, Arap edebiyatındaki acı çeken şehir mirası veya krallar dizisindeki sınıflara uyumlu sözlere benzemektedir.

Aslında problem ne İran’da, ne Türkiye’de, hatta ne de İsrail’dedir. Bölgesel dengesizlik sorunu, Arapların kendi yerlerindeki egemenliklerinin ve ağırlıklarının olmasına inanmamaktadır. Çünkü dünyadaki tüm bölgesel dengeler, çocukların oynadığı (El-Siso) oyunu gibi, eğer birisi düşerse diğeri yükselir. Bu nedenle bölgedeki hatalar iki tarafın da çevrelenmesi teorisi çerçevesinde İran-Irak savaşında başladı. Çünkü bu savaşla yükselen iki bölgesel gücü birbirine vurdurarak aralarında yükselen gücün kalmaması istendi. Bu durum Irak-Kuveyt savaşına kadar taşındı. Böylece bu savaşla Irak’ın yıkılması ve muzaffer olarak kalmaması için amaçlanan noktaya gelindi.

Diğer yandan Bütün bu nefretlerin mezhepsel ayrışmadaki derinleşmesi Irak’tan başladı ve Arap dünyasına kadar genişleme imkânı buldu. İşte bu yüzden Tzipi Livni Katar’ın Başkenti Doha’dan, İran tehdidi karşısında Araplar ve İsrail müttefiktir diyebildi.  Ayrıca, ne olacaktı öncelikli olarak Körfez ülkeleri ve Araplar, Irak’ı koruyabilseydi. Eğer Suudi Prensi’nin yaptığı konuşmada “İran’ın komşularına elini uzatmaması, karşılıklı olarak birbirlerinin içişlerine karışılmaması için ikna edilmesine” çalıştığından söz edilmektedir. Çünkü bir gün gelecek İranlılar, Irak’ın güçlü olmasının kendilerine karşı denge oluşturduğunu kabul edecektir. Ancak İranlılar, Amerikan ordusunu Irak’ın sınırında gördükten sonra, ellerindeki aşırı güçlerle ve hayatta kalma içgüdülerinin etkisiyle, ilk önce kendilerini korumaları ve ardından da nüfuz genişletmeleri, Irak’ın içişlerine müdahale etmelerine yol açtı.  Bunu da zaten tüm ülkeler yeri geldiğinde yapmaktadır.

Öte yandan Suudi Prensi Turki El-Faysal sessiz bir şekilde, hiç kimse İran’a karşı kötülük barındırmadığını söyledi. Hatta Suudi Prensi, Körfez’in her iki yakasında güven olgusunun güçlendirilmesi için çağrıda bulundu. Ve Suudi Prensi konuşmasında, “ başı belli ve sonu bilinmeyen bir savaşa girmemek için, Körfez’in güvenliği her iki tarafın ortak çıkarı ve sorumluluğu altında olduğunu” vurguladı.   Fakat bizi en çok endişelendiren de Prens’in söylediği bu doğru pozisyona geç kalmaktır. Nitekim İran’la savaşmazsak da,  topların namlusu üzerinde olabiliriz. Bu demektir ki, Arap Körfezi ülkeleri olarak açık ve cesur bir şekilde  “Stratejik” olarak deşifre edilmişiz. Bu nedenle İran ile herhangi bir çatışmada biz kurban gideriz. Dolayısıyla Körfez ülkelerinin reform ve ulusal birlik oluşturma davetinde bulunmalarıyla birlikte, Körfez Konseyi’nin işbirliği formülünden birliğe dönüştürülmesi gerekmektedir. Acaba bu sözler sadece Körfez ülkelerinde mi uygulanır? Ayrıca, buradaki kanayan yaraların kapatılması karşılığında başka yerlerde kanlı yaralar açmaya ihtiyaç mı duyuluyor? .

            Bu bağlamda Prens’in, Irak ile ilgili sözlerinin, Suriye’ye yönelik de cesur sözlü bir Arap liderinden duymamız için yirmi yıl mı beklememiz gerekiyor? Ancak yirmi yıl sonra yıkılan devletlerimiz ve ihlal edilen egemenliğimiz için acaba Arap sorumluları ağlayabilecek bir şeyleri kalır mı?  

 

Orijinal Arapçası için lütfen tıklayın

 

Bu makale HEYET Net Türkçe sitesi için özel çevrilmiştir. © 2012